ABDULLAH ÖCALAN’IN ARKASINDAKİ DERİN PARMAK İZİ…

PKK’nın kurucusu örgütün elebaşı olan Abdullah Öcalan’ın kodlarını çözmeden ve hayatına dokunan derin ellerin üzerindeki örtüyü kaldırmadan terörün bitmeyeceği su götürmez bir gerçektir. PKK artık devletler arası denge masasında bir enstrüman peki PKK’nın kuruluş sürecine katkı veren derin kadrolar kim? Öcalan’ı ilk gençlik yıllarında kim ya da kimler korudu? Askerlik yapmaması için nasıl bir yol izlendi? 12 Mart muhtıra dönemi savcısı Baki Tuğ bir gün sonra mütalaasını neden değiştirdi? Öcalan’ın yolu nasıl açıldı? Öcalan- MİT ilişkisi üzerine kim ne diyor? Pilot Necati kim? Gerçekten öldü mü? Şam’da Öcalan ile komşu olan askeri ateşe kimdi? Özel Harp Dairesi kadrosundan Refik Korkud Yiğitbaş’ı ile Abdullah Öcalan’ın yolu nerede kesişti?

27 Mayıs yargılamaları sırasında dönemin Başbakanlık Müsteşarı Salih Korur’un kasasından çıkarılan örtülü ödenek hesabının kayıtlarında, Fikir Ajansı Sahibi Refik Korkud Yiğitbaş’a 1959 yılının Ağustos ayında 28 bin lira ödendiği yazması o gün için pek dikkat çekmedi. Zaten Yassıada yargıçları da her harcamayı titizlikle sorgularken bu harcamayı görmemezlikten geldiler.

Refik Korkud Yiğitbaş o yıllar için Ankara’nın milliyetçi ve devletle irtibatlı isimleri için önemli bir isimdi. Görevi gereği Ziraat Bankası, Petrolofisi, PTT, Spor Toto, Halk Bankası, Vakıflar Bankası, Etibank, Sümerbank, MKE, İller Bankası katkıları ile çıkardığı yayınlar ile halkı kominizim tehlikesine karşı bilinçlendiriyordu.

Refik Korkud Yiğitbaş, Yassıada duruşmalarından anladığımız kadarıyla Demokrat Parti iktidarından maddi yardım alan, Türkiye Fikir Ajansı isimli şirketinden propaganda kitapları yayımlayan bir özel memur iddialara göre İstihbarat ve Özel Harp için çalışan bir isimdi.

Yıllar sonra 27 Ekim 2003’de gazeteci Avni Özgürel, Radikal gazetesinden Neşe Düzel’e verdiği mülakatta söyledikleri ile dikkatleri bambaşka bir isim üzerine Abdullah Öcalan’a çekti.

https://www.habervitrini.com/apo-bu-catismayi-bitireni-bitirirler/89621

Avni Özgürel bu röportajında “Abdullah Öcalan’ın, MİT’in paravan kuruluşu olan Türkiye Fikir Ajansı’nda çalıştığını” söyleyerek Öcalan ile Türkiye Fikir Ajansı’nda 1966-67 yılları arasında karşılaştığını açıkladı. 1965’te üniversite öğrencisiyken önce Türk Ocakları’nda çalıştığını, sonra oradan ayrılıp ikinci Kuvayı Milliye diye bir dernek kurduklarını devletin de kendilerine destek olduğunu belirten Özgürel, “Komünizme karşı” kullanacakları materyallerin MİT tarafından kendilerine ulaştırıldığını açıkladıktan sonra noktayı şu cümle ile koyacaktı: “Bu yayınları veren kuruluşlardan biri de Refik Korkut’un Fikir Ajansı’ydı.”

Ankara’da İzmir Caddesi’nde bir binanın bodrum katındaki Ajansa sık sık gittiklerini anlatan Özgürel, “Bizim yaşlarda bir genç vardı. Ajansa gittiğimde onu hep orada görüyordum. 1966, 1967 yıllarında ajansta gördüğüm o genç, hayal meyal hafızamda kalmış. Yıllar içinde Abdullah Öcalan’ın resimlerini medyada gördüm, ama insanlar yaşla birlikte değişiyor tabii. Ancak 1993’te Öcalan’la yüz yüze geldiğimizde bende birtakım çağrışımlar oldu.” O genç PKK’nın başındaki Abdullah Öcalan’dan başkası değildi.

Nitekim Avni Özgürel, 1993’te Bekaa’ya Panorama’nın genel yayın yönetmeni olarak Abdullah Öcalan’la görüşmeye gittiğinde Özgürel Abdullah Öcalan‘a “Ankara’da İzmir Caddesi’nde Fikir Ajansı diye bir yer vardı. Yanlış hatırlıyor olabilirim, ama birden bir şey çağrıştırdı. Bende seni orada gördüm gibi bir his uyandı” deyince Öcalan, “Doğru hatırlıyorsun” diyor. Ve ekliyor “Ama ben bunları bir müddet sonra açıklayacağım”.

Ve 12 Mart döneminin Savcısı Baki Tuğ’un, “Sanıyorum ki, Refik Korkud MİT’tendi. MİT ile irtibatlıydı.” Refik Korkud’un sendikacılık konusunda uzman olduğunu ve bu konularda Tercüman gazetesinde zaman zaman yazılar yazıyordu.” demesi de oldukça önemli.

Korkud’un MİT ajanı olduğunu 12 Mart darbesinin çok tartışılan savcısı Baki Tuğ açıkça söylüyor ve ekliyordu: “Garip bir telefonu vardı. Refik Yiğitbaş Korkut üzerine kayıtlıydı. Telefon arandığında sadece çalıyor; hiç açılmıyor. Herhangi ödenmiş bir faturası da yok.”

Öcalan, 1969 yılının 30 Temmuz’un da diplomasını alarak bir ay içinde Diyarbakır Tapulama müdürlüğüne atandı. Burada iki yılını doldurmadan, 1970 Ekiminde İstanbul’a tayini çıktı.

Bakırköy Tapulama Müdürlüğü’nde çalışırken İstanbul Hukuk Fakültesine kayıt oldu. Bir yıl sonra da Ankara SBF’ye yatay geçiş yaptı..

1971 yılının Kasım ayında Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü’ndeki görevinden istifa ederek okula devam etti. İlginç olan ise 21 yaş sınırına rağmen, 22 yaşında kendisine burs bağlanması oldu.

Askeri Lisesi sınavında başarısız olmasını Kürt kimliğine bağlayan Öcalan’ın Uğur Mumcu’nun “Kürt Dosyası” kitabında ayrıntısıyla anlatılan, “askerliğin ertelenmesi” hikâyesi de ilginç ayrıntılarla dolu…

“Şafak Bildirisi” nedeniyle cezaevindeyken SBF dekanlığının gönderdiği yazılarla askerliği ertelendi.Halfeti Askerlik Şubesi, bir yıl sonra yeniden Öcalan’ın askerlik durumunu sorunca Dekanlık ‘tan 30 Ocak 1973 günü “1. sınıfta bütünlemeye kaldı” yanıtı verildi. 10 Ağustos 1973 günü SBF Dekanlığından Askerlik Şubesi’ne gönderilen yazıda ise Öcalan’ın 2. sınıftan 3.sınıfa geçtiği bildirildi…

Abdullah Öcalan’ın askerliği böyle böyle 1978’e kadar ertelendi. Öcalan’ın okuldaki kaydı da 1984’e kadar silinmedi.

Asıl ilginç olan bir başka nokta ise bildiri dağıtırken yakalanan Öcalan’a bir duruşma önce en ağır cezayı isteyen savcı Baki Tuğ’un bir gecede karar değiştirip bir duruşma sonra en hafif cezayı istemesi oldu. Abdullah Öcalan derin ve karanlık bir el tarafından korunmuştu.

Uğur Mumcu o yaşanan olayı bakın nasıl anlatıyor: “Yıl 1972. Günlerden 31 Mart Cuma. Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde yapılan boykotta gözaltına alınanlar arasında Urfalı bir öğrenci vardı. Adı Abdullah, soyadı Öcalan’dı. Türkiye İhtilalci Komünist Partisi’nin “Şafak Bildirisi”ni SBF’de dağıtmak suçuyla 7 Nisan günü gözaltına alınmış ve 27 Nisan günü tutuklanmıştı. “Askeri Savcı, 22 öğrenci hakkında dava açtı. En ağır ceza, Abdullah Öcalan ve Metin N.Yalçın’a istenmişti.

“Öcalan poliste ve savcılıkta olaylara karışmadığını söylemişti. Ancak görgü tanıkları Öcalan’ı suçlamışlardı. İddianamede Öcalan’a Şafak Bildirisi’ni dağıtmak suçundan Ceza Yasası’nın 142, 153, 159, 311 ve 312. maddelerinin uygulanmasını isteyen Askeri Savcı Baki Tuğ, duruşma sırasında görüş değiştirdi. Savcı Tuğ, Öcalan’ın “Şafak bildirisi dağıtmak suçundan aklanmasını, boykota katılmak suçundan cezalandırılmasını” istedi… Abdullah Öcalan sadece boykota katılma suçundan üç ay hapis cezası aldı.”

Yakalandığında üzerinde Ramazan Özcan adına düzenlenmiş sahte kimlik olan Abdullah Öcalan’ın Şafak Bildirisi’ni dağıtma suçundan az bir ceza ile kurtulması hem kendinin hem de Türkiye’nin kaderini değiştirdi.

Kısa süren cezaevi günlerinde sol çevreler ile tanıştı. Öcalan’ın MİT’le bağlantısını ilk ortaya koyan ise, Aydınlık gazetesi oldu. Aydınlık, 27 Haziran 1979 tarihli sayısında “Apocular”ı gündeme getirdi. Haberde MİT bağlantısı gündem yapılınca Apo, eski karısını suçladı.

Aydınlık haberlerinin arkasında durdu ve şunları yazdı: “Aydınlık’a ulaşan çok önemli bir bilgi, PKK’nın kuruluşuyla ilgili soruyu hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde yanıtlıyor. Söz konusu bilgi, 3 Haziran 2000 tarihinden hemen önce yapılan bir görüşmenin bant çözümü. Görüşme Abdullah Öcalan’ın avukatlarından D. E. ile Genelkurmay’a bağlı Özel Kuvvetler Komutanlığı’nda görevli bir üsteğmen arasında geçiyor. Üsteğmen görüşmenin bir yerinde Avukat D.E.’ye MİT’le PKK arasındaki bazı ilişkilerden söz ediyor ve şu çarpıcı sözleri söylüyor: “Başından beri girdiği ilişkileri biliyoruz. Örgütü kursun diye Öcalan’a 10 milyon lira verildi”!

12 Eylül Darbesi ile birlikte bütün sol ve sağ örgütler büyük darbe almıştı. Ve birçoğu sahneden silinmişti. Ama darbeden bir şekilde etkilenmeyen, hatta darbeden dolayı dağılan diğer örgütlerin sempatizan kitlelerini de arkasına alarak, güçlü bir şekilde yoluna devam eden tek örgüt PKK oldu.

https://www.samsunbulten.com/12-eylul-olmasaydi-pkk-bu-kadar-guclenemezdi_2603.html

Bunun en önemli sebebi PKK yöneticilerinin 1979 yılı Mayıs ayında Türkiye’den çıkma kararı alarak, Suriye ve Lübnan’a geçmeleriydi.Bu yurt dışına çıkış Türkiye’de bazı çevrelerde PKK’nın devletle irtibatlı olduğu için darbeyi haber aldığı şeklinde yorumlandı.

Gazeteci İsmet G. Imset’in, TDN Yayınları tarafından yayınlanan, PKK-Ayrılıkçı Şiddetin 20 Yılı kitabında konu detaylı bir şekilde açıkladı. Öcalan ve Cemil Bayık, bu konudaki iddiaların “uydurma” olduğunu savunuyor. Öcalan ise darbe öncesi Türkiye sınırlan dışına çıkmalarını ise, “Geleceği iyi okuma” olarak açıkladı.

Abdülmelik Fırat da, Öcalan’ın derin ilişkilerinin olduğunu savunan isimlerden birisi oldu.

Abdülmelik Fırat şunları söyleyecekti: “Öcalan’ın Kesire isimli karısının babası istihbaratçıydı. Dersim Harekâtı’nda epeyce ihbar yapmış. Pilot Necati isimli istihbaratçıyla ilişkisini de kendisi söylemişti. Bütün bunlar gösteriyor ki istihbarat bu hareketi kullanmak istiyordu. Bunu daha sonra Abdullah Öcalan’ın kendisi de anlattı. MİT bizi kullanmak istedi, biz de onları, dedi.

Fırat’ın sözleri ile birlikte önemli ve derin bir isim daha doğrusu üzerindeki sis perdesi yıllarca aralanmamış Pilot Necati adı çıkıyor karşımıza Peki, kimdi bu Ferzende oğlu Pilot Necati? Gerçek adı Necati Kaya olan Pilot Necati 1956 yılında Ağrı’da doğdu.

İddialara göre Ocak 1977’de örgütün 3 gün süren ilk tutanaklı toplantısı Ankara Demirlibahçe’de Kaya’nın evinde yapıldı. Öcalan’ın daha önce, “O benim cankurtaran simidimdir” dediği Pilot Necati’nin örgütün en ciddi finans kaynağı olduğu da iddia edildi.Pilot Necati adını ilk gündeme getirip sorgulayan ve karanlık ilişkilere sahip bir kişi olduğunu ilk defa yazan Aydınlık gazetesi oldu.

Uğur Mumcu’da Pilot Necati’yi 1990 sonrası tekrar gündeme taşıdı ve Baki Tuğ üzerinden Abdullah Öcalan’ın gizli ilişkilerini sorguladı ve tekrar gündeme getirdi.İddialara göre Necati Kaya Yüzbaşı rütbesi ile Türk Silahlı Kuvvetleri’nde görevliydi. Ağrılı Pilot Necati Kaya, zaman zamanda Türk Kuşunda uçuşlar yapıyordu. Pilot Necati Kaya’yı Abdullah Öcalan’la tanıştıran Ağrı’nın Tutak ilçesinden Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrencisi Polat aşiretinden olan Abdurrahman Ayhan oldu. PKK’nın ilk kuruluşunda yer alan ve Pilot Necati’yi PKK ile buluşturan Abdurrahman Ayhan daha sonra PKK’dan ayrıldı ve siyasete uzak durdu.

Pilot Necati’nin ölümü, eşi Kesire’nin Öcalan’ı terk etmesi ve PKK’dan ayrılmasından sonrara Öcalan ikilinin MİT ve Özel Harp Dairesi mensupları olduklarını açıklamak zorunda kaldı.

Öcalan, Mehmet Ali Birand ile yaptığı söyleşide konu ile ilgili şunları söyleyecekti: “ 3 Haziran’da yine bir toplantımız olacaktı. Bir gece öncesinden Pilot Necati tutturdu, ‘yarın nerede toplanacağız? Demeye başladı. Yanımızda Kemal Pir’de vardı. Kemal 2 Haziran gecesi eve yaklaşırken yakalandı. Üstü aranınca silah bulundu. Ertesi sabah da biz eve gideceğiz. Gitmeden önce tesadüfen birini yolladım. Git bak eve, dedim. Dönünce, abi evi her tarafı çembere alınmış dedi. Şans eseri kurtuldum. Üç dört tane kirli silah vardı. O silahlarla yakalanacaktık. 30 yıl cezası var. Sonradan haber aldık. Baskını Özel Harp Dairesi yapmış. Mustafa Karasu içeri alındı. Üç de silah yakalandı. En azından yedi yılım gidebilirdi.”

Öcalan bu mülakatında yurtdışına Pilot Necati’yi atlatarak çıktığını, özel olarak belirtiyordu. “Pilot da böyle düşünüyordu ve beni kaybettikten sonra kendini yerden yere vuruyor, patlıyor. ‘Nasıl elimizden kurtuldu’ diyor, ‘hatta çıldıracaktı’ deniliyordu. ‘Nerededir?’ diye dört dönüyor. Herhalde emir almış, Diyarbakır’dan sonra beni kaybedince, bizim köye kadar gitmiş. Pilot yurtdışına çıktığımı öğrenince deliye dönmüş, saçını başını yolmuş.” Ama Öcalan’n arkadaşları bunun tam tersini söyleyerek Öcalan’ın sürekli Pilot Necati’yi koruduğunu, kolladığını iddia edeceklerdi. Nitekim çok ilginç bir şekilde Pilot Necati ile ilgili iddiaları dile getirenler, muhtelif dönemlerde infaz edileceklerdi.

Abdullah Öcalan, Mehmet Ali Birand ile yaptığı görüşmede Pilot Necati ile ilgili daha başka şeylerde söylüyordu: “Pilot, Özel Savaş Dairesi’ne bağlı bir kontrgerilla. Her gün beni kafesteki kuş olarak yolup, kavurup, tuzlayıp bir lokmada yiyeceği biri olarak görüyor. Bu adamlar 1976’da beni adamakıllı ele geçirmeye çalışıyorlar. Daha önceki dolaylı yollar yetmedi. Şimdi tehlikeli olmaya başlıyoruz. Pilot çok tehlikeli, Pilot çok paralı. ‘Grubunu besleyeyim abi’ diyordu. ‘Şu eylemi de yapalım, bu eylemi de yapalım. Ben parayı mutlaka bulup getiririm’ diyordu. ‘Abi’ diyordu, ‘emret kendimi 4 katlı bu binadan aşağı atayım’ atabilirdi de, o kadar yiğitti. Hem de havada perende atarak. Bir gün geliyor, ‘Abi yolda iki-üç polisi vurdum, devirdim’ diyordu. Kendini o kadar etkili biri göstermek istiyordu. Ve herhalde ‘istediğin gibi bir militanım, her işi yapabilirim’ demek istiyordu. Zaten soygun planlarını ve önerisini getirmişti. Talimatını benden hemen çıkarmak istiyordu. O talimatı önceden polisten aldığı anlaşılıyor. Sonuna kadar para harcıyor, sonuna kadar güç gösterisinde bulunuyor. Gelecek vaat ediyor. Kaldı ki, Kemal Pir bu durumu hemen değerlendirmek istiyordu. ‘Hayır’ diyordum, ‘şimdi eylem zamanı değil’. Yani biz Pilot ile bir yıl veya bir buçuk yıl, 1977 sonlarına kadar belki de beraber olduk. Eş zamanlı ve kesin devletten, hiç kuşku yok. Adam o dönemin imkanlarına göre avuç avuç para saçıyor. Yalnız beni değil, tüm grubumuzu lokantaya götürüyor. Her gelen ‘abi beni de bir lokantaya götürün, bana da bir tatlı alın’ diyor. Sayemizde milletin karnı doyuyor. Aslında bu bir ilişki tarzı, bu meşhurdur.”

Uğur Mumcu’nun ifade ettiği, “MİT Apo’yu besledi” söylemindeki beslenme hikâyesi böyledir: “ Bizi dış görünüşle ele alıp değerlendirdiler. Bizi kesin bu taktikle, daha 1980’e hatta 1978’e ulaşmadan dağıtacaklarını umuyorlardı. TC’nin (ki bu ilerde daha iyi anlaşılacak) MİT’in sanırım o zamanki temel yönelimi buydu.

1977 Ocak toplantısını evinde yapmıştık ki, bizim en büyük toplantımızdı. İşin ilginç yanı, Pilot her şeyi hazırladı ve biz de gittik ve yaptık. Tabii belgesi yok, hiçbir şeyi yok, adı yok. Soba kapısı açık, yazdığımız notları eğer polis basarsa sobanın içine atacağız. Bayan da var. Polis gelirse yılbaşı töreni var diyeceğiz. Çok ilginç, devletin iki yanını nasıl kullanıyoruz. Sanırım MİT bunları duyduğunda hem kahkahadan patlıyor, hem de öfkesinden boğuluyordur. Doğan arkadaş vardı, 1979’daydı galiba, beni yakaladı. Anlattıklarına göre MİT başını dövüyor, ‘bu yüzde yüz kucağımızdaydı, biz bunu nasıl kaçırdık’ diyormuş.” Mehmet Ali Birand daha sonra bu izlenimlerini röportajını APO ve PKK adıyla bir kitap haline getirdi.

6 Eylül 1988’de ise Milliyet yazarı Mehmet Ali Birand ile Sorumlu Müdür Eren Güvener “İşte Apo, İşte PKK” adlı -daha önce yayını durdurulan- yazı dizisinden dolayı 7.5 yıl ile 15 yıl arası hapis cezası talebiyle DGM’de yargılandı.

Öcalan, İmralı’da Pilot Necati’den uzun uzun söz edecekti: “Pilot, Özel Harp Dairesi’ne bağlı bir kontrgerilla. Beni istediği zaman yiyebileceği bir kuş olarak görüyor. Çok paralı. ‘Şu eylemi de yapalım, gereken parayı bulur getiririm…’ diyor. Habire soygun planları getiriyordu. Kemal Pir eylemden yanaydı ben karşıydım. Pilot’la 1977 yılının sonuna kadar hiç ayrılmadık. Kesin devletin adamı… Mumcu da diyordu MİT’in adamı diye. MİT’in adamı olmamız Pilot’la ilişkimiz; o kadar yani… Biz en büyük toplantımızı Ocak 1978’de Pilot’un evinde yaptık. Sayesinde yiyip içip bol para harcıyorduk… Artık MİT mi bizi biz mi MİT’i kullanmıştık, kararını siz verin!” diyecekti.

Öcalan İmralı’da bunları söylüyordu ama bu Pilot Necati’yi neden Güneydoğu’ya götürdüğünü, örgütün önderlerini neden tanıştırdığını, neden toplantılara katılmasını sağladığı konusunda hiçbir şey söylemeye özen gösterecekti.

PKK’nın kuruluş yıllarında kesenin ağzını açan kuruluş toplantılarını organze eden Pilot Necati’ye ne oldu.1982’de 10 Eylül günü Milliyet Gazetesi’nin Akajans mahreçli ve Antalya çıkışlı bir haber yayınladı.Haberde “Yüksek gerilim hatlarına çarpan Antbirlik’e bağlı ilaçlama filosuna ait uçak düştüğü pilotu öldüğü yazıyordu. Haber “ Pilot Necati Kaya yönetimindeki ilaçlama uçağı Manavgat’ın Niğip Köyü yakınlarında yüksek gerilim hattına çarparak düşmüştür. Kazada pilot Necati Kaya ölmüştür.” şeklinde bitiyordu.Pilotun cenazesi teşhis edilemeyecek haldeydi. Teşhis de edilmedi. Mezarının nerede olduğu uzun yıllardır bilinmiyordu.Fakat adı Ergenekon soruşturmalarında gündeme gelince Pilotun mezar yeri birden bire esrarengiz bir şekilde ortaya çıktı. 25 yıl sonra haberlere konu oldu.

Ergenekon davası savcıları PKK’nın kuruluşunda Öcalan’ın en yakınında bulunan bu ismin yaşadığını düşündükleri için mezarın açılmasına karar verdiler. Tabi daha sonra yaşanan gelişmeler sonunda Ankara Karşıyaka Mezarlığı’nda bulunan mezarı açılıp DNA örnekleri alınamadı.

https://www.golgegazetesi.com/pkknin-kurucusu-askerin-mezari-acilacak-h4898.html

Gazeteci Abdurrahman Dilipak bu konuda daha net konuşan isimlerden birisi oldu. Abdullah Öcalan’ın 1972 yılından beri MİT elemanı olduğunu iddia eden Abdurrahman Dilipak, “12 Martçılar bundan habersiz olamaz. 12 Eylül’cüler de, 28 Şubatçı’lar da! Özal bilmiyor olamaz, en azından Güzel haber vermiştir. Türkeş ve Bahçeli bilmiyor olamaz. Erbakan bilmiyor olamaz. Baki Tuğ da biliyor Apo’yu” diyecekti.

Gazeteci-yazar Necdet Pekmezci’nin “Apo-Pilot Ve Derin Devlet” adlı kitabında ilginç iddialar yer aldı. Kitapta daha önce hiçbir fotoğrafı yayımlanmayan Pilot Necati Kaya’nın iki fotoğrafına da yer verdi. Kitapta Kaya’nın oğlu İlker Kaya’nın, “Babamın ölümü şüpheli. Görgü tanıklarına göre babam uçak kazasından hafif yaralı kurtulmuş. Hastaneye kendisi gitmiş. Babam asker değil. ‘Subay olduğu, yüzbaşı olarak görev yaptığı’ açıklamaları gerçeği yansıtmıyor. Eğer illaki bir bağ aranacaksa, sivil istihbarat örgütlerine bakmak gerekir” sözleri yer aldı.

Terörist başı Öcalan, avukatlarıyla görüşmesinde, “Pilot Necati’nin bizimle olduğu bir yıl çok önemli bir yıldı. Mutlaka bilinmesi ve araştırılması gerekir, bir de ölüm şekli, kimin onu öldürdüğünün araştırılması birçok şeyi netleştirir.-Ajan olup olmadığı belirsizdir, ajan ise durum değişir. Bizimle olduğu dönemde bize ‘Sabiha Gökçen’i kaçıralım’ demişti” sözleriyle tartışmalara neden olmuş PKK- MİT ilişkisini tekrar gündeme gelmişti.

PKK’nın Türkiye yapılanmasındaki ilk kurucularından olan Şükrü Gülmüş’ün Öcalan’ın derin devletin elemanı olmasına rağmen neden tutuklandığı sorusunu cevaplarken verdiği bilgilerde oldukça dikkat çekici.“Öcalan, 1972 yılında bildiri dağıtmak suçundan tutuklandığında Ramazan Özcan sahte kimliği ile tutuklandı. Uğur Mumcu bu konuda bir şeyler yazdı, daha sonra salıverilmesi ile ilgili… Ama benim görüşüm şu:

Hiçbir arka planı olmayan bir isimden, politik bir figür yaratmak için önce bir hikaye yaratmanız gerekir. Öcalan’ın tutuklanmasının sebebi bana göre, cezaevinde sol çevreyi tanıması ve orada bir alt yapı kurması içindir. Aynı zamanda da eğitim sürecidir. Öcalan’ı içeri alan güç, onun için bir hikaye yarattı. Öcalan’ın koğuş arkadaşı İbrahim Aydın’dan dinledim… Bir gün Öcalan, kan ter içinde uyanıp, bitişik yataklarda yatan İbrahim Aydın’ı uyandırıyor ve “İbrahim, ben bu akşam Sosyalizmin Alfabesi (Leo Huberman ) kitabını okudum. Kürtlerin kurtuluşu bu kitapta.” diyor… İbrahim de “Abdullah yat, biz o kadar kitap okuyoruz hala bir kurtuluş yolu bulamadık.” diye cevap veriyor. Ayrıca Öcalan’ın cezaevinde en uysal mahkum olduğunu, cezaevi arkadaşları söylüyor. Cezaevinden çıkmadan önce Dev-Yol liderlerinden Oğuzhan Müftüoğlu kendisine; “Apo, sen bu işleri yapacaksan, iki cevval Laz söyleyeyim, git onları bul.” diyerek Anıtkabir’in altında, Haki Karer ve Kemal Pir’in ev adresini veriyor. Cezaevinden çıktıktan sonra Abdurrahman Ayhan, Pilot Necati Kaya ve Fehmi Yılmaz, Öcalan’ın etrafında destek elemanı olarak yerleştiriliyor. Ben Öcalan’ın basit bir ajan veya muhbir olduğunu düşünmüyorum. Öcalan bana göre stratejik bir ajan, bir proje… 1972-1976 yılları arasında ABD eli ile Ortadoğu’da solcu örgüt liderlerine yönelik bir sürek avı başlatıldı. Bu süreçte, İbrahim Kaypakkaya, 24 yaşında iken, MİT ile çalışmayı kabul etmediği için öldürülüyor. Öcalan ise 26 yaşında, cezaevinde eğitime alınıyor. Sovyetlerin sol örgütler üzerindeki kontrolünü engellemek için, ABD kendi güdümünde, sol cephe içinde Truva atları yarattı. Bunun Türkiye’deki uzantıları bana göre Devlet Planlama Teşkilatı’nın sol dünyadaki önemli isimleri olan Mihri Belli, Oğuzhan Müftüoğlu, Doğu Perinçek ve Yalçın Küçük’tür. Bu isimlere değinmişken şunu da belirteyim, Öcalan, Kesire’ye Mihri Belli üzerinden sus payı için para gönderiyordu.

Milli İstihbarat Teşkilatı’nda uzun yıllar üst düzey yöneticilik yapan Mehmet Eymür bu konuda şunları söylüyordu: ATASAGUN OPERASYONLARA ENGEL OLUYORDU? “Görev yaptığım yıllarda Öcalan ile MİT arasındaki ilişkiye dair bir belgeye rastlamadım. Eğer varsa bile gayri resmi ve çok gizli tutulmuş olabilir. Ancak Öcalan’a karşı yaptığımız operasyonlarda kurum içinde çok ciddi dirençle karşılaştım. Kurum içerisinde engel çıkaranlar dönemin Operasyon Başkanı Şenkal Atasagun, İç İstihbarat Başkanı Mikdat Alpay ve Kürtçülük Dairesi Başkanı Afet Güneş’tir. Afet Güneş, biz Öcalan Operasyonu hazırlığında iken bana, “Ne yapacaksınız, Öcalan’ı öldürüp kahraman mı yapacaksınız.” şeklinde ifadesi olmuştu. Asker kanadında ise Çevik Bir ve Çetin Saner gibi isimlerin dirençleri ile karşılaştık. Deniz kuvvetlerinden bir ton C4 aldık, ertesi gün MİT bir ton patlayıcıyı ne yapacak şeklinde basına haber oldu. Ayrıca dönemin Genel Kurmay İstihbarat Başkanı Çetin Saner, Şam’daki Türk askeri ataşeyi arayarak, “Bizimkiler geliyor, Öcalan’ı alıp getirecekler.” şeklinde bir görüşmesi oldu. Muhaberat tarafından dinlenen bir telefonda böyle bir görüşme niye yapılır, sorguluyorum.”

M. Eymür’ün iddiasında geçen isimler aslında bir fotoğrafı ortaya koyuyor. Operasyon Başkanı Şenkal Atasagun, İç İstihbarat Başkanı Mikdat Alpay ve Kürtçülük Dairesi Başkanı Afet Güneş, Çevik Bir ve Genel Kurmay İstihbarat Başkanı Çetin Saner Terör örgütü lideri Öcalan yakalandıktan sonra nasıl bir savunma yapacağı sorulan Siyasi Kürt hareketinin 1970’lerden beri içinde olsa da PKK’ya ilgi duymayan 1980’lerin sonunda, Apo’nun “ölüm listesinde” de yer aan Avukat Ahmet Zeki Okçuoğlu’nun: “Kimse benden klasik savunma yapmamı beklemesin. Başbakanlık Kriz Merkezi’nin önüme koyduğu çerçeve var, savunmamı ona göre yapacağım.” Sözü aslında dikkatli zihinlere çok şey söylüyor.

https://www.milliyet.com.tr/the-others/imrali-da-kritik-savunma-5256173

Unutmadan terörün en kanlı dönemlerinde Öcalan’ın Şam’da kaldığı evin alt katında Türk askeri ataşesinin kaldığını Hafız Esad’a 21 yıl süreyle Cumhurbaşkanı yardımcılığı yapan Suriye eski Devlet Başkan Yardımcısı Abdülhalim Haddam bir Türk gazetesine verdiği röportajda açıkladı. Ak Parti Gaziantep milletvekilli olarak TBMM de bulunan gazeteci Şamil Tayyar, bu kişinin MHP Adana Milletvekili Kürşat Atılgan olabileceğini iddia etti. Atılgan ise, iddiayı reddederek, “Ataşelik görevimin büyük bir bölümünü üç katlı bir villanın, bahçe katında kiracı olarak geçirdim. Üzerimde eski bir bakan ev sahibi, onun da üzerin de yine ev sahibi olan Suriyeli bir işadamı vardı. Dolayısıyla bu kadar az kişi oturan bir apartmanda terörist başının oturması mümkün değildir” demişti. Atılgan, kendisinden önceki ataşenin Öcalan’la görüşmüş olabileceğini de söyleyecekti. O kadar cevapsız soru var ki… Bu soruların cevap bulması için ilgili kişilerin açıklama yapması gerekiyor. Sizce bu saatten sonra kim açıklama yapar… VE Anadolu’da her köy mezarlığında bir bayrak dalgalanmaya, evlere ateş düşmeye derin PKK eylemleri ile Türkiye iç siyasetini dizayn etmeye devam ediyor. Türkiye yakaladığı derin çetelelerden arınma şansını maalesef iyi kullanamadı. Ne PKK kuruluşunda emeği olan Derin Pilot’un mezarı açıldı. Ne PKK yol veren devlet görevlileri mahkeme karşısına çıkarıldı. Karşılarındaki derin gücün nasıl bu topraklara kök saldığını alamayan vatan çocukları şimdi ağır bedeller ödüyorlar.

https://t24.com.tr/haber/ocalanla-ayni-apartmanda-kalan-askeri-atese-kim,143964

Visited 8 times, 1 visit(s) today

1 comments

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir