Antik Mısır’da Tıp

Eski Mısır’da tıbbın ulaştığı gelişmişlik düzeyi oldukça şaşırtıcıdır. Kazılarda ele geçen bulgular, arkeologların yanı sıra birçok tarihçiyi de hayrete düşürmüştür. Çünkü hiçbir tarihçi MÖ. 3000’lerde yaşamış eski bir medeniyetten böylesine gelişmiş bir teknoloji beklemiyordu.

Bugün bilimsel tespit yöntemleri kullanılarak, mumyalar üzerinde yapılan incelemeler sonucunda Antik Mısır’da beyin ameliyatlarının yapılmış olduğu anlaşılmıştır. (1) Üstelik bu ameliyatlar oldukça profesyonel yöntemler kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Cerrahi operasyon geçirmiş mumyaların kafatasları incelendiğinde, ameliyat yerlerinin düzgünce kesilmiş olduğu görülmektedir. Hatta bu insanların ameliyattan sonra hayatta kaldıklarını ispatlayan, kaynamış kafatası kemiklerine rastlanmıştır. (2)

Diğer bir örnek ise bazı ilaçlarla ilgilidir. 19. yüzyılda oldukça hızlı bir ilerleme kaydeden deneysel bilim sonucunda tıp alanında da büyük gelişmeler oldu. Antibiyotiğin keşfi de bu yüzyıldaki gelişmelerden biridir. Aslında bunlara “keşfedildi” demek hata olur, çünkü bu tekniklerin büyük bir bölümü Antik Mısır’da zaten kullanılıyordu. (3)

Mısırlıların tıp ve anatomide ne kadar ileride olduklarını gösteren en önemli eserlerden biri de, kuşkusuz geride bıraktıkları mumyalardır. Mısırlılar mumyalama konusunda yüzlerce farklı teknik kullanmışlardır.

Cansız bedenin binlerce yıl bozulmadan saklanabilmesine olanak sağlayan mumyalama işlemi, aslında oldukça karmaşık bir işlemdir. Bu konuda Mısırlıların kullandığı teknik özetle şu şekildedir: İlk önce ölünün iç organları dışarı çıkarılır, burundan beyin alınır, vücut sterilize edilir ve beden natron denilen bir madde ile sarılıp 40 gün bekletilirdi. (Natron; sodyum karbonat, sodyum bikarbonat ve sodyum kloridle, sodyum sülfatın karışımından oluşan bir maddedir.) Daha sonra bu madde vücuttan çıkarılır, kol ve bacaklar gibi vücudun eklemli yerleri çamur ya da kumla sarılır, sonra beden reçineye batırılmış ketenle, kokulu bir çeşit sarı sakızla ve tarçınla sarılırdı. Bir çeşit merhemin vücuda sürülmesinden sonra da ince bir keten tülle örtülürdü. (4)

-Mısır’da tıpla ilgilenen rahipler, tapınaklarda çeşitli hastalıkları tedavi ediyorlardı. Mısırlı doktorlar, günümüzdeki gibi farklı alanlarda uzmanlaşmışlardı. Her doktorun kendine ait bir branşı vardı. Göz doktorlarından, dişçilere kadar her konuda ihtisaslaşmış hekimler hizmet veriyordu.

-Ayrıca Kom Ombo’daki bir başka tapınak duvarındaki rölyeflerde bir cerrahi alet kutusu resmedilmiştir. Bu kutuda büyük metal bir makas, cerrahi bıçaklar, testereler, sondalar, spatulalar, küçük kancalar ve pensler mevcuttu.

-Teknikler çok sayıda ve çok çeşitliydi. Kırıklar, çatlaklar tam olarak oturtuluyor, kırık tahtaları kullanılıyor ve yaralar dikişle kapatılıyordu. Mumyaların çoğunda çok başarılı bir biçimde tedavi edilmiş kırıklara rastlamak mümkündür.

-Mumyalarda herhangi bir cerrahi dikiş izine rastlanmamasına rağmen yara dikilmesi ile ilgili Smith Papirüsü’nde (bu papirüsün tamamı tıpla ilgilidir) on üç referans mevcuttur. Bu, Mısırlıların estetik yara dikimini de başarmış olduklarına işaret etmektedir. Yara dikiminde keten iplik kullanılıyordu. İğneler ise muhtemelen bakırdandı.

-Mısırlı doktorlar, steril yaralar ile enfeksiyonlu yaraları ayırt edebiliyorlardı. Enfeksiyonlu yaraların temizlenmesinde keçi yağı, köknar yağı ve ezilmiş bezelyeden oluşan bir karışım kullanıyorlardı.

-Penisilin ve antibiyotiğin bulunuşu oldukça yenidir. Fakat Eski Mısırlılar bu tür tedavilerin ilk organik versiyonlarını kullanıyorlardı. Ayrıca, Mısırlılar antibiyotiğin farklı çeşitlerini biliyorlardı. Belli türdeki hastalıklara uygun reçeteleri yazıyorlardı. (5)

Görüldüğü gibi Mısır medeniyeti tıp konusunda oldukça önemli adımlar atmış, tedavi yöntemleri geliştirmiş, uzman doktorlar yetiştirmiştir. Yapılan kazılarda, tıp alanında sağlanan bu önemli başarıların yanı sıra, Mısırlıların şehir planlamacılığı ve mimari gibi konularla da çok ilgili oldukları ortaya çıkmıştır. Mısır’daki bilimsel gelişmelerin bu derece ilerlemiş olması ve günümüzdeki tekniklerin hastalara uygulanması eski devirler hakkındaki tüm yanlış inanışları da yıkmıştır.

Kaynaklar
1-Moustafa Gadalla, Historical Deception: The Untold Story of Ancient Egypt, Basted Publishing, Erie, Pa.USA, 1996, sf.295
2-Interview with Dr.Zaki Hawass, Director of the Pyramids, http://www.pbs.org/wgbh/nova/pyramid/excavation/hawass.html
3-Moustafa Gadalla, Historical Deception: The Untold Story of Ancient Egypt, Basted Publishing, Erie, Pa.USA, 1996, sf.296
4-www.trms.ga.net/~jtucker/lessons/ss/ancegypt.html
5-Afet İnan, Eski Mısır Tarihi ve Medeniyet, Türk Tarih Kurumu

Visited 7 times, 1 visit(s) today

3 comments

  1. […] Antik Mısır‘da yaşamış olan Doktor, mimar, Vezir olan İmhotep (M.Ö.2667-2648), Mısır dilinde “barış içinde sulh içinde gelen” manasına gelmektedir.Eski Mısır’da firavun . Zoser döneminde yaşayan İmhotep, Keskin zekası Üstün bilgileriyle Mısır’a ve dünyaya pek çok faydası olan bir bilim adamıdır. İleri derecede Tıp bilgisini, kendinden sonra gelen kuşaklara aktarmaya da çalışan İmhotep çağının ötesinde bir kişi olmuştur.Doktorluğun yanısıra İyi de bir Mimar ve mühendis olan İmhotep, milattan önce 2630 de ilk basamaklı piramit olarak bilinen Zoser piramidini kendisi yapmıştır.İmhotep döneminde yaptığı çalışmalar ve Memfis kentinin dışında kurduğu tedavi merkezi ile İnsanların kendisine Akın etmesine ve hayranlık duymasına sebep olmuştur. Burada hastaları Modern Tıp yöntemleriyle tedavi eden İmhotep, Ayrıca kendi bilgilerini gelecek kuşaklara aktarmak için bir Tıp okulda kurmuştur. Bu tıp Okulu tarihte ilk kurulan Tıp eğitiminin yapıldığı yerdir. İmhotep in ölümünün ardından sağlık Tanrısı Phat’ın oğlu olarak tapılmıştır. Kendisine pekçok bronz heykelcik yapılmış ve bu heykelcikler kazılarda ortaya çıkmaktadır. Ancak 1926 yılında İmhotep’in bir tanrı değil gerçek bir kişi olduğu anlaşılmış, bu durum İmhotep’in Tıp tedavisi ve eğitimi verdiği yapının ortaya çıkmasıyla sağlanmıştır. MÖ İmhotep’in tedavi uyguladığı oda ortaya çıkarılınca Hipokrat’tan yüzyıllar önce Modern Tıp teknikleri ile hastalıkları tedavi ettiği ortaya çıkmıştır. Bu da tıbbın gerçek babasının Hipokrat değil İmhotep olduğunu göstermektedir. […]

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir