CİNLER ALEMİ – MERAK EDİLENLER

Cinler Kaybolan Yada Çalınan Şeylerin Yerlerini Bilirler mi?

Cinlerle irtibat mümkün kabul edildikten sonra “Cinler kaybolan ya da çalınan şeyleri bilebilirler mi?” sorusu karşımıza çıkmaktadır. İnsanlar arasında, kaybolan eşyalarını bulmaları için medyumlara, cinci hoca (!)lara başvuranların sayısı az değil. Toplum içinde saygın yerleri olan pek çok kişinin medyumların kapısını aşındırdıklarını da herkes biliyor. Medyumluk, gelişmiş Batı ülkelerinde olduğu gibi. ülkemizde de yeni bir sektör olarak karşımıza çıkıyor.

Cinlerin gaybı bilme konusunda insanlardan farklı olmadıkları konusunda İslam alimleri ittifak etmektedir.

Cinlerin gaybı bilemeyecekleri, ancak yapıları itibariyle pek çok bilgiye vakıf olabilecekleri kabul edilmektedir. Bu görüşe göre cinler yapıları gereği, mevcut olan, ancak insanların kolay ulaşamayacakları konulardan haberdar olabilecekleri gibi. Insanlardan farklı bir zaman içinde ve insanlardan daha uzun yaşadıkları için pek çok şeyi bilebilirler. Kurân-ı Kerîm’de de kulak hırsızlığına teşebbüs eden cinlerin bu amaçlarına ulaşamayacakları Saffat suresinin 37/ 6 ve 10. ayetlerinde belirtiliyor. Ayette,

“Biz en yakın göğü ziynetle, yıldızlarla süsledik ve onu her türlü şeytandan koruduk. şeytanlar yüce topluluğu dinleyemezler, her yandan kendilerine (Şihablar) atılır. Kovulurlar. Onlar için sürekli azap vardır. Yalnız (yüce topluluktan) bir söz kapan olursa, onu da delici bir alev izler denilmektedir.” (37/6-10)

denmektedir. Benzer bir vurgu, Hicr Suresi’nin 16 ve 18. ayetlerinde de yapılıyor. Bu nedenle İslam alimleri, gaybı konularda kahinlere başvurulmasını şiddetle men etmektedirler. Öte yandan Sebe suresi 14. ayette, cinlerin gaybı bilmeyecekleri açıkça vurgulanır:

“Süleyman’ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, ancak değneğini yiyen kurt onun vefatını önlere fark ettirdi. Hz. Süleyman’ın ölümü o vefat edip yere düşünce ortaya çıktı. Eğer cinler görülmeyeni bilmiş olsalardı alçak düşüren bir azap içinde kalmazlardı.” (33/14)

Cinler İnsanlarla Nasıl İrtibat Kuruyor?

Şeytanın insanı aldatma yolları çok çeşitlidir. Her insana mizacına göre ayrı ayrı yollardan gelir.

Alimlere, şeyhlere, abidlere, cincilere ve diğer Müslümanlara, hepsinin mizaçlarına göre aldatacağı yollardan gelir. (Bu konuda Telbis-i iblis isimli kitap geniş izahat verir).

Cahiller ile kadınları çok kolay avlar, fazla uğraşmadan isteğine nail olur. Fakat ilim sahiplerini kolay kandıramaz, onlara da geldiğinde önce aklın ve İslam’ın kabul ettiği yollar ile yaklaşır. Şu da bir gerçektir ki şeytan, hiçbir kimseye zorla birşey yaptıramaz. Şeytanın, Allah’ın salih kulları üzerinde hiçbir saltanatı yoktur.

Büyüklerden birisi, birgün şeytanı gördü ve ona marufukerhi ile aran nasıl diye sordu. O da, “Benim onun kalbine verdiğim vesvese şu misale benzer. Adamın birisi denize bevlediyor. Ne yapıyorsun denildiğinde, denizi kirletiyorum diyor” cevabını verdi. Evet Allah’ın ihlaslı kulları da böyledir.



Şimdi asıl konumuza gelelim. Cinler, kâhin ve sihirbazlarla nasıl arkadaşlık ediyor? Cin ile irtibat kurmuş, arkadaş olmuş bir cinci şu yollar ile bu işi gerçekleştiriyor: Cinler ile görüşüp, onlardan yardım görmek isteyen, onlara bazı işler yaptırmak, bilinmeyen mazi (geçmiş) ile ilgili ya da şu anda olanlarla ilgili haber almayı murad eden insan iki türlüdür. Cahil ve ahmaktır, bu tam şeytanın aradığı adamdır. Çünkü cahil olması sebebi ile de onun vesilesi ile başkalarını küfre götürecektir. Bu cahil insan, kendi başına İslamî ölçüler dışında zahitlik yapmaya başlar, yalnız başına halvete girip az yemek, az uyumak ve bazı zikirler yapmak ile meşgul olur. Bu arada ona bazı keşifler vâki olur ve bazı şeyler rüyasında haber verilir.

Bir de ne görsün, bir gece oda bembeyaz bir nur ile dolar ve nuranî görünüşlü bir adam zuhur eder. Cincilerin ekserisi bu şeytanı ruhanî diye tarif ederler. Gelen bu şeytan o cahile hitaben, “Ey Allah’ın dostu! Senin zikir ve ibadetlerin sebebi ile sana geldim ve bundan sonra emrindeyim” der ve hatta bazıları bu şeytanı melek diye isimlendirir.

Bu şeytan, o cinciyi mizacına göre, bazılarını bilerek küfre sokar, bazılarını küfür olduğunu bilmeden küfre sokar. Yavaş yavaş onu meşhur eder ve onun vesilesi ile insanları yoldan çıkarır. Cinler ile görüşüp onlar ile arkadaşlık etmek isteyen kişi akıllı ve ilmi de var ise, ona ya hiç gelmezler, ya da da gelip ona tesir edemezler. Eğer durum böyle olur ise bir daha ona gelmezler. O cin ile arkadaşlık kurmuş olan insan aslında kendisi çok yalancı ve günahkârdır. Zaten yalancılığı, günahkâr ve Allah’tan gafil olarak yaşaması cin ile arkadaş olmasına sebep olmuştur. Kurân-ı Kerîm’de bunu açıkça beyan etmektedir. Şöyle ki:

“Şeytanların kimler üzerine nazil olduğunu size haber vereyim mi? Şeytanlar, ifk’ü iftiraya cüret edenler, kulaklarını şeytana tutan ve şeytandan birtakım haberler alarak halka yayanlar. Bunların ekserisi yalancıdır”. (Şuara:221-223)



“Bir kimse Rahman Teâlâ’nın zikrinden i’raz ederse ona biz şeytanı musallat kılarız. Şeytan da daima ona yakın, arkadaş olur.” (Zuhruf: 36)



Fahri Razi’nin beyanına göre şeytanın insana yakın olmasının sebebi, Kurân-ı Kerîm’den ir’az etmesi; (yüz çevirmesidir.) Şu halde Kuran’dan yüz çevirmeyen kimseye şeytan fırsat buldukça mukarin olur; vesveseden hali olmasa da mukareneti daimi olmaz. Yine başka ayet de Allah (cc) şöyle buyurmaktadır: Mealen;

“Müşriklerin size mücadele ve muhasama etmeleri için şeytanlar dostlarına fısıldarlar (telkinde bulunurlar), eğer onlara uyarsanız, siz de müşriklerden olursunuz.” (En’am:121)



Hasılı kelam cinci, İslamî ölçüler dışında halvet, (yalnız kalmak), riyazetle bazı kelimeleri tekrarlayarak şeytana arkadaş oluyor, ona yapacaklarını yaptırdıktan sonra “ben senden uzağım” diyor. Allah (cc)’nın Kurân-ı Kerîm’inde haber verdiği gibi, Yahudileri kandıran münafıkların durumu da, şeytanın durumuna benzer ki, O insana inkâr et dedi, insan inkâr edince de, “Ben senden uzağım, ben alemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım” diyecektir. Allah (cc) bizi şeytanın hilelerinden korusun. Amin.



Yine Allah (cc) cehennem ehli ile şeytan arasında olan olayı şöyle anlatıyor: “Cennetliklerin cennete, cehennemliklerin cehenneme girmeleri ile şeytan cehennemliklere şöyle dedi; Allah size gerçek vaad etti, ben de vaad ettim ama ben sözümden döndüm. Benim sizi küfre zorlayacak bir gücüm yoktu. Sadece sizi küfür ve isyana davet ettim! Siz de benim davetime koştunuz. O halde beni kınamayın, kendi kendinizi kınayın. Ne ben sizi kurtarabilirim ne de siz beni. Bundan evvel sizin şirk ettiğiniz şeylere ben küfr ettim. Çünkü zalimler için azab-ı elim vardır. Azabtan başka bir şey yoktur.” (İbrahim: 22)

Cinler İnsanlardan Üstün Ya Da Güçlü Mü?

İddia ettiğimiz üzere cinler görünmeyen varlıklara denir. Nasıl ki insanların sosyal hayatları, aile hayatları varsa, onların da sosyal hayatları, aile hayatları var. Cinler de Allah’a karşı sorumlulukları olan varlıklardır. Cinler arasında doktor öğretmen ve mühendis de vardır. Açıkça ifade edeyim ki bunların çoğu insanlarla beraber yaşıyorlar, insanlar bunun farkında değil. Cinler, insan şeklinde ve değişik suretlerde yaşayabilir ve çeşitli şekillere de girebilirler. Hatta insanın içine de girebilirler. Onlar da hasta olabilir, kaza yapabilir, ibadet eder. Asker ve paşa olurlar.

Ben onları üç-dört şekle ayırıyorum. Oysa cinlerin şeklini daha kimse bilemiyor. Havada uçtuğunu kimse bilmiyor. Müsrif olanları var, olmayanlar var, ama maddeyle fazla ilişkileri yok. İnsanlardan çok da mükemmel değiller. Bazı insanlar Cinlerin çok mükemmel olduklarını. en güçlü varlık olduklarını sanırlar ki, bu asla doğru değil. Bizim bildiğimiz yaratılmışlar içersinde en mükemmel varlık insandır. Fakat cinlerin de arasında alim olanları var. Bu ilim ehli olan cinler, tabii ki bizim cahil insanlardan üstündürler.

Cinler İnsanlara Musallat Olmak İçin Mi Yaratıldı?

İstanbul Müftülüğü’nden bir yetkili, müftülüğü arayan pek çok kişinin cinlerle ya da Cinlenmiş hastalarla ilgili sorular sorduklarını belirterek şunları söylemişti, “Cinler de bir yaratık türüdür. İnsan, akıllıdır, fikirlidir Bazı yaratıklarda düşünce, akıl. Fikir yoktur. Cinler de insanlar gibi bir millettir. Bir tür yaratıktır. Ama insanlardan farklıdır. Gözle görülmezler, elle tutulmazlar. Alemi gayba ait varlıklardır, bu yüzden onları göremez ve onlarla konuşup, dokunamayız.

Cinlerin varlığı Kurân’da belirtilmiştir, inanırız, cenâb-ı Hak cinler olmasaydı, anlatmazdı. Ama nasıl varlıklardır, bu konuda detaylı bilgimiz yok. Sadece varlıklarına inanmakla yükümlüyüz. Kimin başı ağırsa, efendim Cin çarptı, bir şey görse Cin gördüm diyor, cinlerle evlenmiş, çocuklarım var diyen insanlar olduğunu duyuyoruz. Bunların hepsi uydurma. Onların da bizim gibi işleri güçleri var, bizi hasta yapmak için yaratılmadılar.

Mesela adam, “Evde bir şey gördüm, bir ses duydum.” diyor. Başka kimse duymuyor, görmüyor. Bunlar, beyindeki hastalıklardır, ruhsaldır. Bu gibi durumlarda ruh doktorlarına, pskiyatrislere psikologlara gitmek, onlarla görüşmek danışmak gerekir. Gidiyorlar hocaya, cinleri kaldırıyormuş, yakalıyormuş, bunlar yalan dolan şeyler.



Bu konu ile ilgili yüzlerce insan bizi arıyor. Geçen gün biri aradı. Bana önler musallat oldu diyor. Biri bana tecavüz etti diyor, cinler görülmez, görmeyiz, mahiyetini bilemiyoruz. Herkes haddini bilsin. Cinler hava gibidir, rüzgar gibidir, onları görüyor muyuz? Rüzgar gibi bir şey. Ruhsal şeylerdir.

Mesela elektriğin kesin tanımı yapılabilmiş değil, onu meydana getiriyorsun. Ama kesin bir tanımı yapılamıyor buna benzetilebilir. Melekler, cinler. Şeytanlar var. Ama onların öz benlikleri, mahiyetleri hakkında kesin bilgilerimiz yok. Cinler insanlara zarar verebilir, onların bu tür olumsuz etkilerinden korunmak için, Besmele, Ayete’l-Kürsü, Felak ve Nas surelerini okumak ve içtenlikle Allah’a sığınmak gerekir. Ancak böyle yapılırsa inşallah Allah, onların zararlarından korur.”

Cinler ve Gayb Alemi

Cinlerin insanlarla birlikte olanlarına “Mir”, (çoğulu ummar, avamir) denir. Çocuklara musallat olanlarına “Ervah”, habis karakterli olanlarına “Şeytan”, üstündekilere “Marid”, daha güçlü olanına “ifrit” (çoğulu afarit) denir. “Hubs” cinlerin erkekleri, “habais” ise dişileridir.

Cinler genellikle harabe ve çöllerde, hamamlarda, hurma öbeklerinde, çöplüklerde, türbe ve mezarlıklarda bulunurlar. Cinler erkeklerden çok kadınlara musallat olurlar. Cin insan suretine büründüğünde uzun sure bu halde kalmaz. Bazen ayrılırlar. Bu ayrılık anlarında kişi gayet sağlıklı dengeli biri gibi görünür. Hiçbir hastalık belirtisi göstermez. Cin varken namazdan, zikirden, Kurân okunmasından hoşlanmaz. Tuvalette uzun sure kalmayı ve yalnızlığı tercih ederler.

Bizimle aynı mekânı paylaşan cinler, başka bir âlemin yani gayb âleminin varlıklarıdır. Gayb bilinmeyen demektir. Allah her şeyi çift yaratmıştır. Âlemler de karşılıklıdır.

—İçinde yaşadığımız bu âlem Zahirî âlemdir. Karşıtı ise öldükten sonra nefslerimizin yaşadığı Berzah âlemidir.

—Cinlerin yaşadığı Gayb âlemi var. Karşıtı ise onların öldükten sonra nefslerinin yaşadığı Berzah âlemidir.

—Meleklerin yaşadığı Emr âlemi

— Zülmanî âlem

— Bir de yaradılıştan önce var olan yokluk, mekânsızlık âlemi

وَأَنَّا مِنَّا الْمُسْلِمُونَ وَمِنَّا الْقَاسِطُونَ فَمَنْ أَسْلَمَ فَأُوْلَئِكَ تَحَرَّوْا رَشَدًا
72/CİN-14: Ve ennâ minnel muslimûne ve minnel kâsitûn, fe men esleme fe ulâike teharrev reşedâ.
Muhakkak ki; bizlerden Allah’a teslim olanlar da var, (kalpleri) kasiyet (bağlamış) olanlar da var. Kim (Allah’a) teslim olmayı dilerse, mürşidini arar.

وَأَمَّا الْقَاسِطُونَ فَكَانُوا لِجَهَنَّمَ حَطَبًا
72/CİN-15: Ve emmel kâsitûne fe kânu li cehenneme hatabâ.
Kasitun olanlara gelince, onlar cehenneme odun oldular.

وَلَقَدْ خَلَقْنَا الإِنسَانَ مِن صَلْصَالٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ
15/HİCR-26: Ve le kad halaknel insâne min salsâlin min hamein mesnûn.
Andolsun ki; Biz insanı, “hamein mesnûn olan salsalinden” (standart insan şekli verilmiş ve organik dönüşüme uğramış salsalinden) yarattık.

ALLAHU TEALA’NIN KUR’AN EMRİ NASILDIR?

وَمَن يَعْشُ عَن ذِكْرِ الرَّحْمَنِ نُقَيِّضْ لَهُ شَيْطَانًا فَهُوَ لَهُ قَرِينٌZuhruf 36: Ve men ya’şu an zikrir rahmâni nukayyıd lehu şeytânen fe huve lehu karîn.
Kim Rahman’ı zikretmekten gafil olursa, yanından ayrılmayan bir şeytanı ona musallat ederiz.

buyuruluyor. Allah yolunda olan bir kişinin nefsinin kalbi Allah’ı zikrettiği anda aydınlanır. Zikri bıraktığında ise karanlıklar dolar. Ancak zikre bağlı olarak kalıcı nurların miktarı kadar aydınlık kalır. Şeytan tesirlerine devam eder. Bu nedenle Allah DAİMİ ZİKRİ Kurân-ı Kerîmde her kuluna emrederek Farz kılmıştır.

وَاذْكُرِ اسْمَ رَبِّكَ وَتَبَتَّلْ إِلَيْهِ تَبْتِيلًا
Müzemmil 8: Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ.
Rabbinin (Allah’ın) ismiyle zikret ve herşeyden kesilerek O’na (Allah’a) dön (ulaş, vasıl ol).

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اذْكُرُوا اللَّهَ ذِكْرًا كَثِيرًا
Ahzab 41: Yâ eyyuhellezîne âmenûzkûrullâhe zikren kesîrâ.
Ey amenu olanlar! Allah’ı çok zikirle (Günün Yarısından fazla) zikredin.

فَإِذَا قَضَيْتُمُ الصَّلاَةَ فَاذْكُرُواْ اللّهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلَى جُنُوبِكُمْ فَإِذَا اطْمَأْنَنتُمْ فَأَقِيمُواْ الصَّلاَةَ إِنَّ الصَّلاَةَ كَانَتْ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ كِتَابًا مَّوْقُوتًا
Nisa 103: Fe izâ kadaytumus salâte fezkurûllâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbikum, fe izatma’nentum fe ekîmus salât, innes salâte kânet alel mu’minîne kitâben mevkûtâ.
Namazı bitirdiğinizde; ayaktayken, otururken ve yan üzeriyken (yan üstü yatarken) Allah’ı hep zikredin! Güvenliğe kavuştuğunuzda namazı erkânıyla kılın. Çünkü; namaz, mü’minlerin üzerine, vakitleri belirlenmiş bir farz olmuştur.

Ayetlerde görüldüğü gibi Allahu Telala zikri, çok zikri ve Daimi zikri farz kılmış. Nisa 103’e göre bir insanın bu 3 halin dışında bulunması (Ayakta, otururken ve uyurken) mümkün olmadığı için her halimizde hep Allah’ın adını zikretmemizi emretmiştir. Zikirli iken ne olur? Şeytan asla yanımıza yaklaşamaz ve yoldan çıkaramaz. Kuran ZİKRİN en büyük ibadet olduğunu da söylüyor.

اتْلُ مَا أُوحِيَ إِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ وَأَقِمِ الصَّلَاةَ إِنَّ الصَّلَاةَ تَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاء وَالْمُنكَرِ وَلَذِكْرُ اللَّهِ أَكْبَرُ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مَا تَصْنَعُونَ

Ankebut 45: Utlu mâ ûhıye ileyke minel kitâbi ve ekımıs salât, innes salâte tenhâ anil fahşâi vel munker ve le zikrullâhi ekber, vallâhu ya’lemu mâ tasneûn.
(Resulum) Sana kitaptan vahyedileni oku, namazı kıl; çünkü namaz kötülükten ve fuhşiyattan meneder ama ALLAH’IN ZİKRİ EN BÜYÜKTÜR. diyor.

En büyük ibadet Zikir

Bu âlemler hangi durumdalar? Sevgili ziyaretçiler, karışık gibi gözüken bu durum Rabbimizin ilmiyle ve yaradışıyla hayranlık uyandıracak şekildedir. Bu âlemlerin hepsi de iç içe bulunmaktadır. Böyle oldukları halde birbirlerine karışmazlar. Bir âlemden diğerine geçiş söz konusu olabilir. Dünya ilmi buna karadelik ismini vermiştir.

İnsanlar da cinler de dünya adı verilen bu gezegeni beraber paylaşmaktadır.

وَمِن كُلِّ شَيْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
Zariyat 49: Ve min kulli şey’in halaknâ zevceynî leallekum tezekkerûn.
Ve Biz, herşeyi iki çift yarattık. Umulur ki; öğüt alıp düşünürsünüz.

Cinlerin Atası İblis midir?

Cinlerin Atası İblis midir?

Kurân tefsircileri cinlerin babasının “Caan” olduğunu söylerler. Tefsircilere göre insanların atası Hz. Adem olduğu gibi. Cinlerin atası da İblistir. Kuran da İblisin Cin taifesinden olduğu açık bir şekilde belirtilir (Kehf Suresi 51. ayet). Griler yeryüzünün melekler de gökyüzünün sakinleridir. İbn-i Abbas rivayet etmiştir.

“Allah, cinleri yaratınca isteklerini sordu: Onlar da biz görelim ama görünmeyelim, ölünce toprak altında kaybolalım.” dediler. Bu istek, kendilerine verildi. Hakikaten onlar görürler görünmezler. Öldüklerinde de toprak içinde kaybolurlar.

Kurân-ı Kerîm’in Rahman suresinin 15. ayetinde cinlerin dumansız ve korsuz ateşten yaratıldıktan belirtilmektedir, cinlerin mahiyeti ve yapısı konusunda Kur’ânın verdiği bilgi, bu kadardır. Ancak bu konuda hadisi şeriflerde detaylıı bir şekilde bilgi verilmektedir. Hicr suresinin 27. ayetinde ise “vücudun gözeneklerine nüfuz eden kavurucu ateş” tabiri de kullanılmaktadır, Cin kelime anlamı olarak örtülü ve perdeli demektir.

Cinlerin Şekilleri ve Zararları

Soru: Cin insana zarar verir mi, insan şekline girebilir mi? Zararından korunmak için ne yapmalı?

Cevap: Tam İlmihal Saadet-i Ebediyye kitabında özetle deniyor ki:
Cinlerin Müslüman olanı ve olmayanı vardır. Müslüman olan cinlerden insanlara bir zarar gelmez. Bunlar, yalnızca ibâdet ederler. Ehl-i sünnet âlimleri, bunları tanır. Sâlih insanlar gibi görünür ve sohbet ederler. Kâfir olan cinler, insanlara çeşitli şekilde zarar verirler. İnsandan ayrılmayıp her şekle girebilirler. Mesela mikrop şekline girip insanın damarlarında dolaşırlar. Yalnız müminlerin kalbine giremez ise de, kalbine vesvese verebilir. Keçi, yılan, kedi şekline girdikleri çok görülmüştür.

Kâfir cinler, iyi insan şekline de girip iyi ve faydalı şeyler de yaparlar. Kâfir ve fâsıklarla arkadaşlık yapınca, hiç ayrılmayıp onları günaha ve küfre sokarlar.

Cinler ve şeytanlar, rüyada da görülebilir. Çok güzel bir kadın ya da erkek şekline girip ihtilâma (cinsel boşalmaya) sebep olurlar.

Herkesin kâfir bir cin arkadaşı vardır. Melekler, insanları cinlerin zararından korur.

Âyet-i kerime ve dua okuyup, Allah-ü Teâlâ’ya sığınanlara da cinler bir şey yapamazlar.

İnsanlara, hastalıkların tedavilerini ve gerekli ilaç öğrettikleri, sara hastasının bedenine girip, ona zarar verdikleri, insanlara nazarlarının değdiği, kitaplarda yazılıdır.

Cinlerin Sınıflandırılması

Cinler, üç sınıftır:

  1. Rüzgâr ve hava gibi olanlar.
  2. Yerdeki böcek ve hayvancık gibi olanlar.
  3. Dinin emir ve yasaklarına uymakla vazifeli olanlar ki bunlara hesap ve azap vardır.

Cin, ateş ve havadan yaratıldığı için çok latiftir, çabuk hareket eder, hafif bir çarpmada hemen ölürler. Ömürleri kısa, din bilgileri azdır ve kibirli olurlar, birbirleri ile hep dövüşür ve savaşırlar. Cinn’in ölümü, yerde kaybolmakla olur. İhtiyârları, gençleşir, çocukluk haline döner ve ölüp yerde kaybolur.

Kâfir cinler, cinci ve büyücülerin bildirdiği insanlara sihir = büyü yaparlar. Hâdika’daki hâdis-i şerîfte, “Sihir = büyü yapan, yaptıran ve inanan, bizden değildir” buyruluyor. Cinciler, falcılar ve yıldıznâmeye bakıp, sorulan her şeye cevap verenler, büyücü sınıfına girerler. Bunlara gidip, söylediklerine, yaptıklarına inanmak, bazen doğru çıksa bile, Allah’tan başkasının her şeyi bildiğine ve her dilediğini yapacağına inanmak olup, küfür olur

Geçmiş şeyleri cinden sormak câiz; (ama) ileride olacak şeyleri sormak câiz değildir. Çünkü geleceği ve gaybı ancak Allah-ü Teâlâ bilir. Kâfir cinler, yalancı olduğu için olmuş şeyleri de görmeden gördük diyebilirler. Cinciye gidip, insanı cinden kurtardığına inanıp, ona ücret vermek caiz değildir.

Cinden kurtulmak için en tesirli silah, Kelime-i Temcîd (Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi aliyyil azîm) ve istiğfar duasıdır. Bunları okuyandan, cinler kaçar ve büyü bozulur. Cin Mektubu denilen duayı, yanında taşıyana ya da evinde bulundurana cin gelmez, dadanmış olan cin de gider.

Âyet-el-Kürsî, İhlas, Muavizeteyn ve Fatiha sûrelerini sık sık okumak da, insanı cinden muhafaza eder. Bu âyet-i kerimeleri okumakla, bu mektubu taşımakla, şifa âyetlerini okumakla ve yazıp suyunu içmekle faydalanmak isteyenlerin Ehl-i sünnet itikadına uygun olarak doğru iman sahibi olması gerekir. Bunları yazanın ve kullananın itikadı doğru olmazsa ve haram işlerse, faydaları görülmez.

Cin ve şeytan şerrinden kurtulmak için ve sara hastalığına ve sihre, büyüye karşı koruyucu âyet denilen Ayât-ı Hırz’ı yedi gün okumalı ve bu âyetleri üzerinde taşımalıdır.

Evliyanın ruhları, görünmeden de, görünerek de, sevdiklerine fayda verir ve belalardan korur. Onları tanımaya, sevmeye ve sevilmeye uğraşmalıdır. (Daha fazla bilgi için Saadet-i Ebediyye kitabına bakılmalı.)

Cin ve Şeytan

Soru: Cinle şeytanın yaratılış bakımdan farkı nedir?

Cevap: Şeytan da cin gibi, ateşle havadan yaratılmıştır; fakat cinde hava, şeytanda ateş fazladır. Cinlerin kâfir olanları olduğu gibi Müslüman olanları da vardır. Şeytanların ise hepsi kâfirdir. (Keşkül risalesi)

Kaynaklar

[1] www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=2984

Cinlerin Yaratılma Sebebi ve Sorumlulukları

Hiç şüphesiz cinlerin yaratılış sebebi insanlarınkinden farklı değildir. İnsanlar da, cinler de Allah’a kulluk etmek için yaratılmışlardır. Nitekim Kurân-ı Kerîm’de;

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ

“Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zariyat 56)

buyrulmaktadır. Bu da onların kullukla mükellef olduklarını, iman ve itikat gibi inanç esaslarından olduğu gibi, haram-helal gibi itaate, namaz, oruç gibi de ibadete yönelik hususlardan sorumlu olduklarını göstermektedir.

Peygamber efendimiz sadece insanların değil cinlerin de peygamberidir. Allah-u teala, Kurân-ı Kerîm’de buyuruyor ki:

قُلْ أُوحِيَ إِلَيَّ أَنَّهُ اسْتَمَعَ نَفَرٌ مِّنَ الْجِنِّ فَقَالُوا إِنَّا سَمِعْنَا قُرْآنًا عَجَبًا هْدِي إِلَى الرُّشْدِ فَآمَنَّا بِهِ وَلَن نُّشْرِكَ بِرَبِّنَا أَحَدًا

“Ey habibim! Onlara de ki cinlerden bir grubun Kurân-ı Kerîm dinlediği bana bildirildi. Onlar şöyle demişlerdi. Muhakkak ki biz doğru yola götüren akıllara durgunluk ve hayranlık veren bir Kurân dinledik. Ona inandık, Rabbimize hiçbir şeyi ortak koşmayacağız.” (Cin Suresi 1-2)

Cinler alemindeki durum, insanlara göre şekillenmekte ve “her insanla beraber bir cin bulunması” hadisinden yola çıkarak, onların insanlara bağlı olarak yaşadıklarını ve insanların sosyal hayatlarına göre de sosyal hayatlarının şekillendiğini söylemek mümkündür. Buna göre, insanlar da ne varsa onlarda da olacak ve insanlar arasındaki hakim görüş ve düşünceye de sahip olacaklardır.

Visited 10 times, 1 visit(s) today

2 comments

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir