NUH’UN GEMİSİ CUDİ DAĞINDA

(Gertrude Bell’in Gemi araştırması, 1909)

Gertrude Margaret Louthian Bell  (1868-1926)

Gertrude Margaret Louthian Bell(1868-1926)

Gertrude Margaret Louthian Bell (1868-1926), bir İngiliz arkeolog, yazar ve hükümet görevlisidir. Oxford Üniversitesinde kendi dalında şeref listesine giren ilk kadındır. 1899 ve 1914 yılları arasında devamlı seyahat etmiş ve Orta Doğu’da pek çok keşiflerde bulunmuştur. Farsça ve Arapça öğrenmiş ve seyahatlerini yazıya dökmüştür. Bell, Orta Doğu’da 1. Dünya savaşı boyunca, İngiltere için bölge ile ilgili bilgiler elde etmiş ve bu bilgileri İngiliz Gizli Servisine aktarmıştır(1914).

1915 yılında, Arapları, Türklere karşı kullanmak için bilgi toplayan Kahire’deki Arap Bürosu’na atanmıştır. Basra ve Bağdat’taki Mezopotamya keşif heyetine katılmıştır. 1921 yılında 1. Faysal, Irak’ta ilk kral olduğunda, Haşimi Hanedanlığı’nın kurulmasında etkili olmuştur. 1926 yılında, Bağdat’ta Arkeoloji Müzesini kurmuş ve Irak Antik Eserler Direktörü olmuştur. Ayrıca Irak’ta, İngiliz Arkeoloji Enstitüsü kurulmasını finanse etmiştir. Ölümünden bir yıl sonra 1927 yılında, Gertrude Bell’in Mektupları, iki cilt halinde yayınlanmıştır.

Gertrude Bell, keşif yolculuğuna Halep’ten başlamış, Fırat kıyıları boyunca Aşağı Mezopotamya‘ya inerek Bağdat’a ulaşmıştır. Sonra, Türkiye‘ye, Tigris(Dicle) nehrine geri dönmüş, orada Cudi dağına tırmanmış, Tigris (Dicle)’den Diyarbakır‘a geçmiş ve Konya‘ya kadar gitmiştir. Gertrude Bell’in Kitabı, “Amurath to Amurath“da anlatılan bu yolculuğunun, Nuh’un Gemisi ile ilgili bölümünden aşağıya alıntı yapılmıştır:

“NEBİ NUH’UN GEMİSİ”

Babilliler, Nestorianlar ve Müslümanlar, Nuh’un Gemisi ile ilgilenmişlerdir. Sular çekildiğinde gemi, Ararat‘a değil, Cudi Dağı‘na oturdu. Sarp bir tepenin altında, dağın bayırlarından yukarıya doğru, yüksek meşe ağaçlarının arasında olduğum için, Musul‘u terk ettiğimizden beri üzerimize çöken boğucu sıcağı, neredeyse unutmuş durumdayım. Ağaçların arasında yürümeye devam ediyordum. Çünkü, doruktaki kar yığınlarını ve ‘Sefineti Nebi Nuh'(Nebi Nuh’un Gemisi)’ni görme arzum, ağır basıyordu.

Papaz Kas Mattai‘nin bulunduğu yere varıncaya kadar, bir yarım saat daha yürüdük. Kas Mattai, sağlam yapılı, aydınlık çehreli, çok şirin bir Nestorian papazı. Arapça, Kürtçe ve Süryanice biliyor. Kendi anadili ise Fellah dili. Bu dil, Asur köylülerinin konuştuğu dildir. Papaz bize, Nuh’un Gemisi‘nin hemen üzerimizde olduğunu söyledi. Ve nihayet Nuh’un Gemisi’nin yanına geldik. Kırmızı lalelerle dolu bir yerdeydi. Burada daha önce, çok ünlü bir Nestorian Manastırı varmış. Yeri ise, tam Cudi‘nin zirvesinde. Ancak bu manastır, yıldırım sebebiyle harap olmuş.

Kas Mattai dedi ki:
Müslümanlar, tam da buraya bir türbe yapmışlar, fakat o da yıkılmış. Hristiyanlar, Yahudiler ve Müslümanlar yaz bitiminde, belli bir günde, bu dağı ziyaret edip, adaklarını sunuyorlarmış. Burada, bir sürü derme çatma yapı var. Bu yapıların stilinden, hangisinin, hangi dine mensup insanlar tarafından yapıldığını anlayabiliyorsunuz. En itinalı yapılar Nestorianlara ait.

“GEMİ CUDİ’YE OTURDU”

Bu ziyaret yerinden görülen manzara, bir kalbin arzu edeceği kadar vahşi, engebeli ve şahane. Cudi Dağı‘nın sırtı, kuzeye doğru alçalıyor. Buralarda, dayanıklı dağ halkının yaşayabileceği çok geniş yaylalar var. Burada 4 köy görülüyor. Köylerin en büyüğü Şandoh. Kürtler’in yaşadığı bir köy. Bu köyün doğusunda, Seksenler köyü var. Köye bu adın veriliş sebebi:

Nuh‘un Gemisi‘nden kurtulan 80 kişinin, bu köyü kurduğuna inanılması. Kuzeye doğru, Van Gölü‘yle aramızda sonu gelmez dalgalar gibi dağlar var. Doğuya doğru, Nestorian‘ların kabileler halinde yaşadığı “Tiyai tepeleri” var. Kürt kabilelere karşı, inançlarını canlarıyla koruyorlar. Hristiyanlar ve Kürtler arasında, nesilden nesile süren bir savaş bu. Fitilli tüfeklerin, martini tüfeklere üstünlüğü ile devam ediyor.

Nuh’un Mezarı‘nı ziyaret ettiğimde, hac görevimi de tamamlamış oldum. Zirveden yarım saat aşağıda, Kürt çobanlara rastladık. Bu çobanların burada bulunma nedenleri, dini vecibelerini yerine getirmek için değil, devletin aldığı koyun vergisinden kaçmakmış.

Sonunda eve geldim. Yardımcım Fettah, Allah uzun ömürler versin:
‘Nuh‘un Gemisi’ni gördünüz mü?’ Dedi.
‘Ah Fettah!’ diye cevapladım. Hadi bana bir çay hazırla. Nuh‘un Gemisi‘ni gördüm.

İşte böyle. Daha sonra bu meseleyi, Kur’an‘dan da teyid ettim. Kur’an, şöyle diyordu:

‘Denildi ki: ‘Ey Arz(Yer), suyunu yut ve ey Sema(Gök), sen de (suyunu) tut!’ Su çekildi, emir kaza edildi(yerine geldi). (Gemi de) Cudi (Dağı) üstüne oturdu. Ve zalimler kavmine de; ‘uzak olsun’ denildi.’
[HUD(11)/44]

BILL CROUSE: “NUH’UN GEMİSİ’NİN SON RIHTIMI CUDİ”

Cudi'nin Cizre tarafından görünümü

Cudi’nin Cizre tarafından görünümü.

1950’li yılların başından beri Nuh’un Gemisi, pek çok kitap ve filmin konusu olmuştur. Bu meseleye o yıllarda hız kazandıran gelişme, 1948 yılında, Hristiyan bir görgü tanığının, Ararat Dağı’nın buzları altında Gemi‘yi gördüğünü söylemesi olmuştur. O zamandan beri bu konuyla ilgili pek çok şey iddia edildi ve bu iddialara dayanarak bir çok araştırmalar başlatıldı. Büyük miktarda para ve zaman harcandı.

GEMİ AĞRI DAĞI’NDA DEĞİL

80’li yıllarda astronot James Irwin ve arkadaşları, yürüyerek dağın büyük bir kısmını tırmandılar. Bununla yetinmeyen Irwin ve ekibi, dağı uçakla fotoğrafladılar. Gayretleriyle medyanın bir hayli ilgisini çeken Irwin ve ekibi, Gemi hakkında söz etmeye değer bir kanıt bulamadılar. En sonunda bu araştırmaya katılan birçok kişi, şu iddialarda bulundular:
1- Gemi, elementlerine ayrılarak, yeryüzüyle karışıp kayboldu.
2- Tanrı, onun bu zamanda açığa çıkmasını istemedi.

Ben, Nuh’un Gemisi‘yle ilgili araştırmaların başarısız oluşunun gerçek nedenini; Nuh’un Gemisi‘nin başka bir dağa(Cudi‘ye) oturması ve kalıntıların ise günümüze kadar ulaşamaması olarak görmekteyim.

Ağrı Dağı’nda yapılan pek çok araştırmada, görgü tanıklarının rivayetleri çelişkilidir ve detaylı incelemelerin çoğu şüphelidir. Bazı gözlemler ise pilotlar tarafından yapılmıştır. Bize göre, bu gözlemlerde görülen ‘gemi benzeri objeler’, Ağrı Dağ’ının yapısında bol bulunan büyük bazaltların, gemiye benzetilmesinden kaynaklanmaktadır.

Bir başka mesele de, Ağrı Dağı’nın yapısıdır. Acaba Ağrı Dağı’nın orjini(oluşumu), jeolojik 4. zamana ait olmayabilir mi? Yani Büyük Tufan’dan sonra oluşmuş olamaz mı? Çünkü bu Dağ‘ın sular altında kaldığı ile ilgili olarak kanıt yoktur. Eğer gemi, gerçekten Ararat‘a oturmuşsa, neden hiç sedimantasyon veya fosil örneği yok?

Nuh’un Gemisi‘nin, bir gün Ararat‘ta bulunacağını düşünmek, biraz fazla iyimserlik olur. Jeolojik nedenler, görgü tanıklarının kuşku verici rivayetleri ve tarihsel nedenler, Nuh’un Gemisi’nin kesinlikle Ararat’ta bulunamayacağını gösteriyor. Şimdi biz bu argümanları inceleyelim.

Birçok okuyucunun da bildiği gibi, geminin karaya oturduğu yerin Ararat olduğu ile ilgili bilgi, yalnızca Tevrat‘da geçiyor. Gemi‘nin, karaya oturduğu yerin spesifik isminin Ararat olduğunu düşünmek yanlıştır. Musa zamanında Ararat, Asur‘un kuzeyinde bulunan ve merkezi bugünkü Van gölü olan oldukça geniş bir bölgedir. Modern arkeolojik çalışmalar, burada bulunan antik bir krallığın sınırlarını çizmiştir.

NUH’UN GEMİSİ CUDİ DAĞINDA

Cudi dağı, Ararat dağının 200 mil güneyinde ve Güney Türkiye‘de yer almaktadır. Suriye ve Irak sınırlarının çok yakınındadır. Tam koordinatları, 37°21′ kuzey enlem; 42°17′ doğu boylamıdır. Kaynaklarda ismi Judi dağı, Cordu dağı, Quarda Dağı, Gordyene dağları, Gordian dağları ve Kürtlerin dağı diye geçer. Asurlular ise bu dağa Nippu dağı adını vermişlerdir. Ve en önemlisi de, bu dağın bir zamanlar Ararat dağı olarak isimlendirilmesidir. 7000 feet(2114m) yüksekliğinde olan bu dağ, çok da yüksek değildir. Yılın büyük bölümünde karlarla kaplıdır.

Cudi dağı, Mezopotamya bölgesine yukarıdan bakar. Ayrıca Dağ’ın etrafında bulunan arkeolojik kalıntılar bakımından da, dikkate değer bir dağdır. Antik tarihten gelen pek çok referansı vardır. Mesela İÖ 700’lü yıllarda yaşayan Asur Kralı Semacherib, Cudi dağının eteklerine pek çok rölyef(kabartma) yaptırmıştır. Hristiyanların bir kolu olan Nestorianlar, Cudi dağına birkaç tane manastır yapmıştır. Bunlardan biri de, zirvede yer alan ve adına da “Gemi’nin Manastırı” denen manastırdır. MS 766 yılında yıldırımla yok olan manastırın yerine, Müslümanlar bir cami yapmışlardır. 1909 yılında Gertrude Bell bölgeyi araştırmış ve dağın zirvesinde gemi şekline benzeyen taş bir yapı bulmuştur. Yerliler bu yapıya, Sefineti Nebi Nuh; yani Nuh’un Gemisi diyorlar. Ayrıca Bell, her yılın 14 Eylülünde Nuh’un anısına Cudi dağında bir araya gelen Yahudi, Hristiyan, Müslüman, Sabi ve Yezidilerden bahsediyor. 1949 yılında 2 Türk gazeteci, 500 feet uzunluğunda bir gemi gördüklerini iddia ediyorlar.

TARİHİN TANIKLIĞI: “NUH’UN GEMİSİ CUDİ’YE OTURDU”

Nuh’un Gemisi‘nin karaya oturduğu yerin burası olduğunu ispat etmek, şu an bir jüriye muhtaçtır. Ancak, sadece tarihten gelen referansları dikkate alsak bile, Nuh’un Gemisi‘nin oturduğu dağın, Cudi dağı olma ihtimali çok yüksektir.

Şimdi bu tarihi tanıkların referanslarına bir göz atalım:

İSLAMİ KAYNAKLAR

KUR’AN

Kur’an der ki: ‘… Gemi geldi ve Cudi’ye oturdu.’ [HUD(11)/44]

Modern İslam Ansiklopedisi, Cudi dağını referans gösterir.

AL-MASUDİ:
İS 10. yy’da yaşamıştır. Cudi, Tigris’e(Dicle), 8 fersah uzaklıktadır. 8 fersah, 25-30 mil karşılığıdır. Bu mesafe ölçülünce sizi tam olarak Cudi dağına götürür demiştir.

İBN HAUKAL:
İS 10. yy’da yaşamıştır. Cudi’nin Nusaybin kasabasının yanında olduğunu belirtmiştir. Ayrıca Nuh‘un, dağın dibinde bir köy kurduğunu da eklemiştir.

İBN AL-MİD:
İS 13. yy’da yaşamıştır. 7. yy’da imparator olan Herakliyus‘un bölgeyi görmek için, Cudi dağına tırmanmak istediğini yazmıştır.

ZAKARIYA BIN MUHAMMED AL-KAZWINE:
İS 13. yy’da yaşamış bir Müslüman coğrafyacıdır. Geminin tahtaları kullanılarak bir manastır inşa edildiğini kaydetmiştir. Yer belirtmemiştir.

YAHUDİ KAYNAKLAR

SAMİRİ TEVRAT’I (İlk beş kitap):
Samirilerin kabul ettiği, Tevrat‘ın sadece ilk beş kitabından oluşan bu metne göre, Nuh’un Gemi’si, Kuzey Asur bölgesinde bulunan Kürt (Cudi) dağlarında karaya oturmuştur.

TARGUM:
Targum metinleri, Yahudiler Babil‘deki ilk sürgünden döndüklerinde, Aramice yazılmış metinlerdir. 3 Targum vardır: Onkelos, Neofiti ve Pseudo Jonatan. Bunların üçüde geminin karaya oturma yerini, Quardu dağları (Kürt dağları) olarak belirtir.

JOSEPHUS:
İS 1. yy’da yaşamış, Roma İmparatorluğu‘na sadık bir Yahudi tarihçidir. Gerçek bir entelektüeldir ve Pavlos ile de çağdaştır. Roma İmparatorluğu’nun resmi görevli tarihçisi olduğu için, zamanının tüm kütüphane ve arşivlerine rahatça ulaşabiliyordu. Kitaplarında, Nuh’un Gemisi‘nden 3 yerde bahsetmiştir. Josephus, Nuh’un Gemisi ‘nin karaya oturduğu yeri, kesinlikle Cudi dağı olarak belirtmiştir.

BENJAMİN OF TUDELA:
İS 12. yy’da yaşamıştır. Seyahat ettiğinde şöyle yazmıştır. Eski şehrin kalıntıları, Cezire bin Ömer’e 2 günlük mesafede bulunan Tigris(Dicle)’deki Ararat dağındadır. Ömer bin El Hattab, Gemi‘yi zirveden aldı ve ondan cami yaptırdı. (Bu da, Cudi’ye Ararat dendiğinin bir delilidir.)

HRİSTİYAN KAYNAKLAR

EUSEBİUS:
İS 3. yy’da yaşayan ilk kiliselerin pederlerinden biridir. Gemi‘nin küçük bir parçasının, kendi zamanında Gardian(Cudi) dağlarında olduğunu söyler.

THE PERSHITTA:
Pershitta, Suriyeli Hristiyanların kullandıkları İncil‘dir. Bu İncil’de, Tekvin 8/14’te, Nuh‘un Gemisi ‘nin, karaya oturduğu yer olarak Quardu(Cudi) dağını yazar.

BİZANSIN FAUTUSU:
Fautus, İS 4. yy’da yaşayan bir tarihçidir. Bir ermeni tarihçisi olarak bilinmesine rağmen, aslı Yunanlı’dır. Orjinal çalışmaları kaybolmuştur. Ancak, çalışmasının tercümeleri günümüze kadar ulaşmıştır. Notlarından birinde, Nusaybinli keşiş St. Jakop’tan bahseder. St. Jacop, ALLAH‘tan kendisine Nuh’un Gemisini göstermesini istemiş, ALLAH da, bir melek vasıtasıyla, geminin tahtalarından küçük bir parça göstermiştir. Fautus, bu olayın Cudi dağında gerçekleştiğini yazar. Zaten Nusaybin, Cudi dağına 70 mil mesafede bir kasabadır. İS 10. yy’a kadar tüm Ermeni kaynaklar, Nuh’un Gemisi‘nin Ermenistan’ın güneyinde bir yerde olduğunu söyler.

EPİPHANIUS:
Selanik patriği, İS 4. yy’da yaşamış, din düşmanlarına karşı oldukça etkili olmuştur. Gemi’nin, Gordian (Cudi) dağlarında olduğunu belirtmiştir. Ve birinin dikkatli incelemesi halinde Nuh’un Sunağı’nı görebileceğini eklemiştir.

EUTYCHIUS:
İS 9. yy’da yaşamış İskenderiye patriğidir. Şöyle demiştir:
Gemi, Ararat dağlarına oturmuştu. O dağ da Musul‘un yanındaki, Cebel Cudi‘dir. Musul, Antik Ninova‘nın yanında bir şehirdir ve Cudi Dağı’nın 80 mil güneyindedir.

KİLDANİ KAYNAKLAR

BEROSSUS: Bir Kildani büyücü, rahip ve tarihçi. İÖ 3. yy’da Berossus, Babil tufanının bir başka versiyonunu rivayet eder. Bu rivayete göre gemi, Urartu’da karaya oturmuştur ve geminin bazı parçaları, hala Urartu’daki Gordyaeans (Cudi) dağlarındadır. Berossus, anlatımına şöyle devam eder:
‘Bazıları, gemiyi kazıyarak zift aldılar ve bunu tılsım yapmada kullandılar.’

Berossus‘a göre, Cudi dağı, hem Gordyaean dağlarında hem de antik Ermenistan(Urartu) sınırındadır.

SONUÇ

Yukarıdaki Yahudi kaynaklarındaki ifade, bizce ilginçtir. Yani Cudi dağına Ararat denebilir. Buna ait 2 örnek daha vermek istiyoruz:
Birincisi, Prens Nuri‘nin gemiyi keşfetmesi bu dağın güney bölgesinde olmuş olabilir. Belki de o, karlarla kaplanmış taş struktürü(yapıyı) gördü. Biz onun Hindistan’dan gelip, Nestorian kilisesinin lideri olarak, bu dağın doğusunda Nestorian merkezi yapmasını ilginç buluyoruz. Belki de Nestorian geleneği, geminin karaya oturduğu yeri, Cudi dağı olarak işaret ettiği için o da burayı seçmiştir. Nestorianların bir zamanlar dağın zirvesinde “Geminin Manastırı” denen manastırları vardı. Yıldırımla yok oldu.

Soru: Peki neden Prens o dağa Ararat demiştir?
Cevap: Çünkü pek çok Hristiyan’a göre, Gemi neredeyse, Ararat orası olmalıdır.

Bundan daha önemli ikinci bir örnek de, 5 Türk askerinin keşfi. 1. Dünya Savaşı’ndan sonra, Bağdat‘tan Adana’daki evlerine dönen bu askerler, Nuh’un Gemisi‘ne rastladıklarını belirtmişlerdir. Bu askerler, Adana’ya giderlerken neden kuzeye gidip 17.000 feetlik Ağrı dağını tırmansınlar. Büyük ihtimalle, Tigris(Dicle) nehrini izlediler, bu da onları Cudi Dağı’na ulaştırdı. Evlerine giderken daha kısa ve kestirme olan Suriye’den geçmediler, çünkü orada İngiliz ordusu vardı. Bize göre bu olay çok önemlidir.

Yukarıdaki argümanlar ve tarihi kaynaklar, elbette kesin bir sonuç teşkil etmez. Ancak, Nuh’un Gemisi’nin Son Rıhtımı’nın, Cudi dağı olduğu konusundaki kanıtlar, oldukça zorlayıcı ve çok kuvvetli kanıtlardır.

TABERİ’YE GÖRE: “NUH TUFANI” VE “CUDİ” DAĞI

El Cehzami, Avn bin Şeddad yoluyla şunu rivayet eder: “Allah, Nuh’u 350 yaşında iken, kavmine Peygamber olarak göndermişti. Nuh, kavmi arasında 950 yıl yaşadı.

İbn Ebu Mansur, Selmanı Farisi yoluyla şunu rivayet eder: “Nuh, gemisini 400 yılda yaptı, Hind ardıcı ağacı, 40 yılda büyüdü. Ağacın uzunluğu 30 arşını buldu(Arşın: Parmak uçlarından enseye kadar olan mesafedir). Nuh, gemisini Allah’ın irşad ve vahyile yaptı.

Bişr bin Mu’az’ın, Katade yoluyla naklettiğine göre: “Gemi’nin uzunluğu 300, eni 50, derinliği 30 arşındı. Kapısı, yan tarafında idi.

İbn Humeyd, Ubeyd bin Umeyr Leysi yoluyla şunu nakleder: “O, kavminin Nuh’a cebir ve şiddetle muamele etmiş olduklarını, kendisini kaybedinceye dek onu boğduklarını söylüyordu. Nuh, kendine geldikten sonra: “Ey Allah’ım! Kavmimi yarlığa, çünkü onlar bilmiyorlar” derdi.

İbn İshak diyor ki: “Onlar küfür ve isyanlarına devam edip, yeryüzünde katlandıkları suç ve günahları çoğaldıkça ve Nuh’a karşı olan tecavüzleri arttıkça, hal ve işleri de o nispette kötüleşti. Nuh, onlardan pek çok eziyet çekti, belalara katlandı. Bir nesil gelip geçtikten sonra, gelecek olan nesillerin iman edeceklerini beklediyse de, onlardan sonra gelen nesiller, ötekilerinden daha kötü oluyordu. Onlardan bazıları: ‘Bu adam bizim atalarımızla birlikte yaşadı, o zamanda şimdiki gibi mecnundu, atalarımız onun hiçbir sözünü kabul etmediler’ derlerdi. Nihayet Nuh, Yüce Allah‘a şikayetlerde bulundu. Allah, onun bu şikayetlerini Kitabı’nda şöyle hikaye eder:

‘Rabb’im yeryüzünde, kafirlerden bir diyar(yurt) bırakma! Şüphesiz Sen, şayet onları bırakırsan, Sen’in kölelerini saptırırlar. Ve onlar, facirden, kafirden(örtenden) başkasını doğurmazlar.’
[NUH (71)/26-27]

Böylece kıssayı sonuna dek anlatır. Nuh, Yüce Allah‘a onların bu halinden şikayet edip, onlara karşı yardım istedi. Allah, bunun üzerine Nuh‘a:

“Bizim gözetimimizde ve vahyimizle gemiyi yap. Zalimler(müşrikler) konusunda, Bana hitap etme(seslenme). Muhakkak onlar, (suda) boğulacaklardır.”
[HUD (11)/ 37]

dedi. Nuh, bu emri aldıktan sonra gemiyi yapmaya başladı, kavmini dine çağırmaktan vazgeçerek, ağaçları kesmeye, demirleri dövmeye, gemi yapmak için gereken zift gibi maddeleri hazırlamaya başladı. Bunlardan her birini, yalnız kendisi hazırlayıp yapıyordu. Nuh, geminin yapısıyla meşgulken kavmi; O’nunla alay ederek eğleniyor ve O da şöyle cevap veriyordu:

“Eğer bizimle alay ederseniz, biz de sizlerle, alay ettiğiniz gibi, alay edeceğiz Aşağılatıcı azabın kime geleceğini ve kalıcı azabın kimin olacağını, ileride bileceksiniz” dedi.
[HUD (11)/ 39]

Haris, İbn Abbas yoluyla şunu nakleder: “Allah, 40 gün ve 40 gece yağmur yağdırdı, yağmurlardan müteessir olan bütün hayvan ve kuşlar Nuh’un yanına gelerek, hepsi de onun emrine boyun eğdiler. Nuh, bu hayvanlardan Yüce Allah ‘ın emrettiği gibi birer çift aldı. Gemi, Cudi dağına geldi. Burası, Musul toprağındaki düz arazide, bir dağdır. Altı ay yedi gün, diğer bir rivayete göre altı ay sonra, Cudi dağı üzerine oturdu. Zalimler rahmetten uzak ve helak olsunlar, denildi. Gemi, Cudi dağı üzerine oturduktan sonra yere:
“Ey toprak, sularını yut! Yani kendinden çıkan suyu kurut, Göğe de: Ey Gök! Sen de bulutlarını sıyır denildi. Böylece sular çekildi”.

Haris, İbn Abbas’dan şunu rivayet eder: “Nuh, gemisine, oğulları Sam, Ham, Yasef’le, onların eşleri olan gelinlerini aldı. Bunlardan başka, Şis oğullarından kendisine iman etmiş olan 73 kişiyi aldı ki, hepsi bir arada 80 kişi eder”. Bazıları, Nuh’a iman edenlerin ancak 8 kişi olduğunu söylerler.”

İbn Humeyd, Seleme yoluyla şunu nakleder: “Gemi, Cudi dağı üzerindeki Karda adını taşıyan yerde durmuş ve Nuh orada bir köy kurarak buna Semanin(seksen) adını vermiştir. Bu köyde, kendisine iman eden ve sayıları sekseni bulan müminlerden her biri için, birer ev yaptı. Bu köy halen de Semanin adını taşımaktadır.”

Haris, İbn Abbas yoluyla şunu nakleder: “Nuh bir köye indi, orada gemiden çıkanlardan her biri için birer ev kurdu. Bundan dolayı köy, Semanin(seksen) adını aldı. Kabil oğullarının hepsi de suda boğuldu.Nuh ile Adem arasında gelip geçen bütün atalar, İslam dininde idiler.”

Bişr Bin Mu’az, Katade yoluyla şunu nakleder: “Bize söylediklerine göre, Gemi, Recebin onunda hareket etti ve suda 150 gün yüzdükten sonra, Cudi üzerinde durdu. Onlar, Muharremin onunda aşura günü gemiden indiler.”

Kaynak: Taberi, Milletler ve Hükümdarlar Tarihi, C.1, çev. Zakir Kadiri Ugan Ahmet Temir, M.E.B, İst. 1991.

TARİH-İ TABERİ’DEN

Nuh(as), Cudi dağının çevresinde köy kurdu. O seksen kişi, başlı başına birer ev yaptılar. Gün geçtikçe köy büyüdü, koskoca bir şehir oldu. O’nun adına Sukul Semaim(Seksen çarşı) derlerdi. Rivayetlere göre Nuh (as), tufandan sonra 300 yıl daha yaşadı.

Nuh (as), Babil şehri dolaylarında yaşamıştı. Ancak, Nuh Tufanı’nın, o memleketlerde mi, yoksa bütün dünyaya mı yayıldığı hakkında, görüş farklılıkları vardır. Hak Teala, Kuran-ı Kerim’de şöyle buyurur :

“Yeri de ‘coşkun kaynaklar’ halinde fışkırttık.”
[KAMER(54)/12]

Bu ayet-i kerimeden anlaşılan; Tufan’ın bütün Dünya’yı kapladığıdır.

Kaynak:

Tarih-i Taberi, C.1, çev. M. Faruk Gürtunca, Sağlam Yy. İst.

Bill Crouse, “Nuh’un Gemisi: Gemi’nin Son Rıhtımı‘, Arkeoloji ve Kutsal Kitap Araştırmaları, C.5, No:13, çev. Gökben Coşkun,

Gertrude Bell, ‘Amurath to Amurath’, Noahs Ark Search, çev. Gökben Coşkun,

Visited 15 times, 1 visit(s) today

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir